Ana içeriğe atla

Drazen Petrovic Müzesi

Dünyanın en iyi müze bileti
Basketbola olan yeteneğim çok sınırlıdır. Hatta o kadar sınırlıdır ki kariyerimde blok ortalamam 1/maç sayısıdır (Bloğu yiyen o şanssız kişinin ismini vermek istemiyorum).  Almanlar "schlechte verlierer" derler. Kaybederken çirkinleşmek manasında. Bir de böyle kötü bir huyum da vardır. Yani "adam eksik olduğunda bile oyuna alınmayacak adamlar" (Bir sporcu için en büyük hakaret. Sadece topu olduğu için oyuna alınan adamdan sonraki en büyük aşağılama) grubundaydım. 


Hırvatlar'da İyi Heykel, Volüm 1
Futbolu süratim sayesinde daha iyi kıvırsam da kariyerim boyunca (İkibinin üzerinde maç oynadığımı tahmin ediyorum. Pele'den daha çok. Bir günde beş maç yaptığım günler bile olduğu düşünülürse çok da abartılı bir rakam olmasa gerek) sadece bir kafa golü (O da boş kaleye) atmış olmam yüz kızartıcıdır. Küçüklüğümde NBA Action programında gördüğüm numaraları Murat Murathanoğlu gibi Amerikan aksanı bir Türkçe ile sunup, eve astığım boyumdan bir karış yüksek potaya türlü türlü smaçlar yapıp gaza geliyordum. İşte bu programlardaki tek Avrupalı basketçi Netsli Drazen Petrovic'ti. 


Sokakları süsleyen Petrovic afişlerinden biri daha
20 Kunaya (Yaklaşık 6 tl) müzeye giriyoruz. Elimize giriş bileti yerine şahane bir kart tutuşturuluyor. Müzeyi gezen tek ben olduğumdan yetkili tüm eserleri tek tek bana anlatıyor. Çocukluğundan beri kazandığı madalyalardan giydiği tüm formalara, son maçında giydiği ayakkabıdan NBA'e ilk girdiğinde fiziksel zorluk çektiği için evine aldığı kondüsyon aletine birçok detayın bulunduğu küçük ama kaliteli bir müze. Beni en çok etkileyen kısım ise Petrovic efsanesini en yakından görmemizi sağlayan Barselona Olimpiyatları'nda aldığı çok önemli gümüş madalya oldu. 

Aynı yıllarda zengin blog yazarımız İmerhan Nike Air Jordan giyiyordu.
Memur çocuğu Adil ise Mekap ile yetinmek zorundaydı. Ben ise Halley marka ayakkabılarımla mahalleliye hava atmaktaydım.
Müze çıkışında satılan Cibona Zagreb ve eski Yugoslavya Milli Takımı formaları ise benim gibi forma meraklıları için bulunmaz bir nimet. Müze Drazen Petrovic binası üzerinde bulunuyor. Bina ise Drazen Petrovic Caddesi'nin başında bulunan Drazen Petrovic Meydanı'nda. Meydanın orta yerinde Hırvatlar'ın çok iyi becerdiği modern bir Petrovic heykeli var. Heykelin ardında ise 90'larda Efes'in çok kez karşılaştığı Cibona Zagreb'in basket salonu Drazen Petrovic Basketball Hall bulunmakta.

Hırvatlar'da İyi Heykel, Volüm 2
Petrovic'in ağabeyi Alexander yine onun gibi bir basketbolcuydu. Drazen, Cibona Zagreb'le ilk kontratını meydanın hemen yanında bulunan küçük bir kafede imzalamıştı. Ağabey yıllar sonra bu kafeyi satın almış ve lakabı "Basketbolun Mozart'ı" olan  kardeşine saygı niteliğinde kafenin adını Amadeus koymuş. Duvarlarında en güzel Petrovic fotoğraflarının bulunduğu bu kafede makul fiyata güzel bir kahve içip Drazen heykeline, meydanına, caddesine, müzesine nazır bir masa kapıp gezi yorgunluğunuzu atabilirsiniz.

'92 Olimpiyat madalyası
"Fizik olarak Kaz Dağları'nın Kareem Abdul Jabbar'ı, yetenek olarak da Larry Bird'ü" lakaplı (Ayrıca dünyanın en uzun ve en az söylenen lakabı) çapkın blog yazarımız Adil'e mikrofonları uzatıyoruz.

Malesef Nets fotoğrafı parlak çıktı yoksa Blazers'a sempatim yok
Evet Adil. Drazenle ilk tanışıklığın senin de NBA Action programında mı olmuştu? Senin beyaz ve yetenekli basketçilere olan sevgin (İmerhan'dan daha az olsa da) bilinir. Bize biraz Petrovic'ten bahseder misin.

Teşekkürler. Drazen inanılmaz istatistiklere sahip bir oyuncu. İşte size benden bir bukle rakam. 1983 Yugosyavya liginde bir maçta 458 sayı atarak Harun Erdanay'ın 458 sayılık rekorunu egale etmiş. 1947'de NBA'e transfer olduğu sezon 0,86 blok ortalaması ile  Michael Jordan'ın ardından en iyi blokçu (Eskiden böyle bir ödül vardı. İngilizcesi "best blocker") seçilmiş. 42 kere all star seçilmiş (41'i Kanada all starı). Dahası da var. Fenerbahçe'de oynarken...

Baketbolun Amadeus'u
Teşekkürler Adilciğim. Adil'in rakamları oldukça "çarpıcı". İmerhan mikrofon şimdi senin. Yüksek fundemental, beyaz "shooting guard" ve erken gelen ölüm. Tam senin bayılacağın başlıklar. Petrovic'i sevmeme ihtimalin neredeyse yok gibi. Buyrun seni dinliyoruz.

Petrovic deyince aklıma her zaman Alman "autobahn"ında ezilmiş bir VW Golf gelir. 28 yaşında şimdi Bierhoff'un (Alman milli futbolcu) karısı olan sevgilisiyle vakit geçirmek için Milli Takım kampına uçakla gitmemiş, sevgilisinin kullandığı arabayı tercih etmiş ve sonuç ölüm olmuş. Bu kadar büyük bir basketbolcuyu ilk olarak kazasıyla hatırlamak çok hoş değil tabi. Ama çocukken belki de bilinçli spor izlemeye başladığım zamanların (Ya da başladığımı zannettiğim. '88 Seul Olimpiyatları'nı da çok iyi hatırladığımı iddia ederim ama sanırım o anlar sonradan edinilen görüntülerle o yıla konmuş.) efsanesinin ölümü bende oldukça yer etmiş olmalı. Tabi sonradan defalarca Netsli yıllarını (Tabi malesef ancak iki yıl kadar. Ben nedense onu hep Portland ile hatırlarım.) ve TRT'de belki şu anda bile yayınlanıyor olabilen '92 Olimpiyatlar'ındaki performanslarını seyrettim. Seyretmesi çok eğlenceli bir oyuncuydu. Hem spektaküler, hem hırslı, hem muhteşem bir üçlükçü (Ki benim şutör basketbolculara ayrı bir sempatim vardır.)... Bu yazı için istatistiklerini karıştırınca ne kadar yetenekli bir atlet olduğunu bir kez daha hatırladım. Öncelikle NBA'deki etkisi çok büyüktü. Modern zamanlarda NBA'de bu kadar etkili bir Avrupalı daha gelmemişti. New Jersey'e gelir gelmez ilk tam sezonunda sayı ortalaması 12'lerden 20'lere çıkmış ve henüz ikinci sezonunda takımın lideri olmuştu bile. Beni en çok etkileyen istatistiği ise saha içi şut yüzdesiydi. Bir guard için yüzde 52'lerdeki şut yüzdesi inanılmaz bir rakam. Onun ne kadar büyük ve özel bir oyuncu olduğunu anlatan bir diğer başarısı da 1986 Dünya Şampiyonası'nda aldığı MVP ödülü. O sene finali Sovyetler Birliği ve Amerika oynamış ama MVP ödülünü üçüncü olan Yugoslavya'dan (Malum henüz dağılmamışlardı) Petrovic almıştı. Finali oynayan takımlar dışından bir sporcunun bu ödülü alması çok nadir görülen bir şey. Son olarak, Petrovic ve Divac'ın ilişkileri üzerinden Yugoslavya basketbolu ve Yugoslavya'nın dağılmasını da anlatan, ESPN'in "30 For 30" isimli spor belgeselinin bölümlerinden biri olan "Once Brothers"ı tavsiye ederim. Yakın zamanda NTV Spor'da da yayınlanmıştı. Bir çırpıda aklıma gelenler bunlar.   

Amadeus kafe içeriden

Drazen Petrovic Basketball Hall

Yorumlar

  1. zagreb serisi petrovic le başlıyor.

    yazıda biçim bozuklukları var, kusura bakmayın. malesef düzeltemiyorum. google a sevgiler. sabahı yaptım ve pes ettim.

    YanıtlayınSil
  2. yakında adil ile pink floyd sohbetleri adlı yeni bir dizi yazısı hazırlıyoruz. sıkı durun

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balıkesir Lezzet Turu 2: Ayvalık

Lezzet turumuzun ikici etabında Ayvalık var. Ayvalık'a varınca sorulacak ilk soru: Ayvalık tostu nerede yenir? Cevap ise basittir. Tansaş'ın yanında dizili olan tostçuların hepsi. Fakat arasında biri var ki ekmeği, malzemesi ve yapılış şekli hepsinden üstün, Mesut Büfe. Bir adet karışık Ayvalık tostu ve Tanık marka ayranıyla lezzet turunuza başlayabilirsiniz.


Eğer perşembe günü Ayvalık'a uğrarsanız pazarına denk gelebilirsiniz. Körfezin en renkli pazarı burada kurulur. Pazar için taa Midilli'den her hafta yüzlerce Yunanistan vatandaşı adaya akar.



Pazarda meşhur pembe domates, arapsaçı, radika gibi ege otları, dolma yapmak için kabak çiçeği ve en doğalından sepet peynirlerini alabilirsiniz. Eğer sabah geldiyseniz kabak çiçeklerini ağzı kapanmadan alıp, Güler Tatlıhanesi'nden lor böreğini yiyerek keyfinize keyif katabilirsiniz.



Benim gibi pazara geç uğrarsanız lorlu börek çoktan bitmiş olur. Sakın üzülmeyin, tatlıhanenin diğer spesiyelleri ise damla sakızı dondurmas…

İstanbul Hamam Rehberi 5: Beyoğlu Hamamları

Hamam turumuza Beyoğlu hamamlarıyla devam ediyoruz. İlk hamamımız Galatasaray Hamamı'nın 100 metre ilerisinde bulunan Çukurcuma semtindeki Ağa Hamamı.  Burası Beyoğlu'nun en çok tutulan hamamlarından. Hamam, sizi giriş kısmında güzel fıskiyeli bir havuzla karşılıyor.



Ama hamamın en büyük özelliği bu değildi. Zamanında burası İstanbul'un 24 saat açık bulunan yegane hamamıydı. Eskiden beri eğlence mekanı olan Beyoğlu'nda gecelemek isteyenler, evine gidemeyenler veya gitmek istemeyen çapkınlar (ünlüler de dahil) ve hatta sarhoşlar bu hamama gelip uyurlarmış. Fakat artık maalesef bu gelenek devam etmiyor. Ayrıca son dönemlerde çok popüler olan "hamamda kına gecesi" eğlencesinin de Galatasaray Hamamı'yla birlikte en çok tercih edilen hamamıdır. 2014 güncel fiyatlar: Giriş 40 tl, Kese ve masaj 5'er tl'dir. Yağ masajı ise 35 tl.


Yıllar sonra gelen edit: Bu hamamın şu sıralar unisex hamam olarak da hizmet veriyor. Ama sadece yabancılara. Yönetici Hüseyin …

İstanbul Hamam Rehberi 3: Unisex Hamamlar

Yeni jenerasyonun hamamdan kopmasının en büyük etkeni de hamamdaki cinsiyet ayrımı (ikincisi ise turistikleşen hamamların fiyatlarının uçuk boyutlara ulaşması olsa gerek). Grup halinde hamama gitseniz bile ikiye bölünmek zorunda kalıyorsunuz. Tabi otellerde gıcır gıcır hamamlarda böyle bir ayrım yok. Fakat buraların hem fiyatları uçuk hem de tarihi dokuyu otelin içinde canlandırma çabaları, hamam severleri pek de tatmin etmiyor. İstanbul'da orijinal olarak inşa edilmiş üç adet unisex hamam var.

Birincisi Süleymaniye Cami'sinin hemen yanında bulunan şatafatlı Mimar Sinan yapısı (1557'de yapılmış) olan "Süleymaniye Hamamı". Ama bu unisex hamamın bir kriteri var. Türkler tek başlarına hamama giremiyor (internet sitesi bile Almanca, İngiliz ve İspanyolca, Türkçe yok). Bu yüzden turist arkadaşlarınızla beraber hamama girebiliyorsunuz. Bu saçmasapan kuralı suistimal edenleri (yabancılara benzeyen sarı saçlı arkadaşınızı alıp hamama girmek) engellemek için yabancılard…