Ana içeriğe atla

Taş Kayık





Önsöz:
Aşağıdaki kisa hikaye, Saramago'nun Yitik Adanın Öyküsü  kitabından ilham alınarak yazılmıştır. Roman, İber Yarımadasının anlaşılmaz bir şekilde anakaradan kopup, Atlantik boyunca sürüklenmesi hakkındaydı. 


Kostantiniyye Yarımadasının kartal başı görünümü bozulmadan evvel, Beyoğlu lokantalarında midyeli tirit satıldığı dönemlerden sonra… 

Yedikule'de marulunu eken bostan sahibinden ilk çatırtıyı duyan diye bahsedilir. Yüzen adanın Ulubatlı Hasan'ı..Öyle böyle bir çatırtı değil… "Aynı anda bütün sur köpekleri havladı" der Ulubatlı.. Sur köpekleri diye küçümseme.. Avrupanın tüm sokak köpeklerini toplasan (Yunan dahil) bu kadar çok etmez..Her kapıda ayrı bir çete..Silivrikapı çetesi dilencileri geçirmez, Belgradkapı'nınkisi sarhoşa havlar, dilenciyi kollar. Sulukulekapı çingene dostudur. Dunyada ayı görünce  havlamayan tek köpek çetesi budur. Dansöz ayılara sokak kedisi muamelesi yaparlar. Ulubatlı, çatırtının geldiği yöne baktı. Bostanının bitişinde tüm sur boyu ilerleyen kocaman bir yarık. Sanki yeni bir haliç belirmiş, altın boynuz ile Marmara'yı birleştirmiş. Haliç içinde haliç! Allahtan marullara zarar gelmemiş diye şükretti. Yoksa İstanbul ahalisi marulsuz napar.

Beyoğlu'nda ise durum çok daha kötüdür. Sur içinde -kalemle çizilmiş gibi- bostanlar boyunca oluşan yarığın tersine,  binaların arasindan zigzag çizerek, kimi zaman binaları ortadan ikiye ayırarak ilerlemiştir. Burada köpekten çok kediler panik yapmış, son anda Cihangir'den Çukurcuma'ya atlayan birkaci, caddede küçük bir heyecan silsilesi yaratmıştır. Allahtan yarığa kimse düşmemiştir. Taksim'de göbek atan ayılar ise maalesef bu maceraya dahil olamamıştır. Neyse ki Sulukule'de mesaiye henuz başlamayan  kardeşleri serüveni kaçırmayacaktır.






Suriçi ve Galata, Marmara denizinde  taştan bir gemi gibi yüzmektedir. Sıraselviler caddesindeki yüzelli metrelik uçurumdan aşağı bakan bir seyyar simitçinin başı dönmüş, akabinde yarığa yuvarlanmıştır. Cesedi boğazın öteki ucunda taa Çengelköy'de bulunmuştur. Bu büyük doğaüstü olayın, belki de mucizenin tek can kaybı budur. Manevi kayıp ise büyüktür.  Aya Triada kilisesi ortadan ikiye bölünmüş, Taksim meydanı, meydandan ziyade yıllar sonra akılsız bir adamın planına göre yapılan, suriçinin o düşmanı titreten  kartal başı görünümünü yokeden, Yenikapı civarındaki beton bloğa benzer bir görünüm almıştır. Hatta İstanbul'un en popüler intihar mekanı unvanını köprülerin elinden almıştır. Meydandan atlayıp Anadolu yakasından toplanan ceset sayısı yılbaşında yüzü geçmiştir.

Yüzen adaların Marmara denizindeki hikayeleri Çanakkale boğazındaki "büyük sürtünme" vakasina kadar çok sıradandı. Sadece Büyükada'daki Trocki'nin evinden bu kadar uzaklaşmayı göze alamayan ve denize atlayan  birkaç sarhoş Trockistin hikayesinden bahsedilir. "Büyük sürtünme" ise yıllar sonra dönemin şahitleri tarafindan farklı farklı anlatılmıştır. Kimisi büyük bir kapı gıcırtısı, kimi ise keman inlemesinin yüzbin misli bir ses çıktığını belirtir. Bilim adamlari ise keman inlemesi tezine daha ılımlı bakmaktadir. Sürtünme sebebiyle boğaz bugün yaklaşık on kilometre daha geniştir.

Adacıkların Avrupa'ya doğru ilerlediğinden artık emin olan kimi uyanık Çanakkaleli, zıplayarak adaya ulaşmıştır. Bu esnada sadece iki kişi surici ile boğaz arasında ayaklarını sıkıştırmak sureti ile hastanelik olmuş, ama can kaybı yaşanmamıştır. İstanbul ahalisi vapur ile iskele arasına ayağını sıkıştıranların hikayesine alışık olduğundan gazetelerde bu haber çok itibar görmemiştir. Çanakkale çingenelerinden bir çoğu adaya adım atmayı başarmış, bunlardan bir düzinesi ise ayısıyla beraber gelmiştir. Sur içi an itibari ile Yellowstone milli parkından sonra kilometrekareye en çok ayı düşen kara parçası olmuştur. Halihazırda kilometrekareye düşen en çok kedi sayısında lider, köpek sayısında ise dördüncüdür.

Ege denizinden aşağıya hızla ilerleyen adalar, Midilli'nin bir parçasını söküp beraberinde götürmesi ile İstanbul halkının moralini bir nebze yükseltmiş, şehirdeki uzo bolluğu  Galata civarında asayiş sorununun baş göstermesine sebebiyet vermiştir. İstanbul basını bunu Yunanlara karşı süren yenilmezlik serisinin devamı olarak lanse etmiştir. Fakat Akdenize ulaşana kadar Girit veya Rodos'tan bir parça koparma sevdasına düşen vatanseverlerin heveslerini kursağında bırakırcasına, sadece Kardak isimli çirkin kıraç bir kayalığı yanında sürükleyip büyük denize ulaşmıştır. Bardağı taşıran bu son olay Yunan anakarasında hükümeti düşürecek kadar büyük yankı uyandırmış, kaybedilen toprağın hesabı her zamanki gibi şanssız sosyalist hükümete patlamıştır.



Şehri İstanbul, Akdeniz'e o kadar hızlı bir giriş yapmıştı ki, Avrupa'ya ulaşmaya çalışan uyanık Çanakkalelilerin bir kısmı Afrika'ya doğru ilerliyoruz paniği ile denize atladı. Atlayanlar arasıda iki ayı sahibi çingene de vardı. Bu ayılar sur içi çöplerine musallat oldu. Biri Yedikule bostanlarındaki marulları talan etti. Diğeri ise Gülhane parkındaki aslan bakıcısının elindeki kuzu buduna saldırdı. O esnada aslan kaçtı. Şehiri küçük bir panik havası sardı. Bu kaçak aslan daha sonra şehir sakinlerinin başına büyük belalar açacaktı.  Neyse ki Kostantiniyye'nin sert bir manevra ile yönünü batıya çevirmesi olayı unutturdu. Artık önünde hiçbir engel olmadan  Frenk ülkelerine ulaşabilirdi.


Pelikan Yasar




Sicilya'yı geçtikten sonra Galata bir anda hızlı bir manevra ile kuzeye yöneldi. İstanbul'u yalnız bıraktı. Galata köprüsü ortadan çattt diye ayrıldı. Köprünün ortasında mesken tutan Pelikan Yaşar, icgüdülerini dinleyip Eminönü tarafına geçti. İçgüdülerinde de yanılmayacaktı. Ölene kadar balığın bininin bir para olduğu şehirde alemlerden aleme koşacaktı.



Zamanla Galata'nın niyeti belli oldu. İtalya'daki ikizi Cenova ile buluşmak, koklaşmak istiyordu. Kavuşma çok şatafatlı oldu. Yokuşu ile meşhur şehre başka yokuşlar gelmişti; kerhanelerin üzerine kerhaneler; sokak orospularına orospular;  batakhanelere batakhaneler; rıhtımlara rıhtımlar eklenmişti. Sabahlarını focaccia ile geçiştiren Cenovalıların menüsüne simit eklenmişti. Espressoya çay, corochianatoya rakı gelmisti. Ama en büyük coşku, tarihin en güzel Cenova yapısı olan Galata kulesinin şehir siluetine yerleşmesiydi. Bu ana şahit olan birçok Cenovalı gözyaşlarını tutamadı. Seksen sonları  fuar şehirleri finalini Barselona'ya kaybedene dek şehir bu kadar duygusal bir gün daha yaşamadı. Kerhaneler arasında ilk günler sürtüşme çıksa da, Zürafa sokak kerhanesinin dolmalarla, böreklerle  Cenova merkez kerhanesini ziyareti, aradaki buzları eritti. Hatta Kılıçalipaşa hamamında dansözlü bir eğlence bile düzenlendi. Birleşme sayesinde Avrupa'nın en çok  hamamı, camiisi, orospusu, sokak kedisi ve köpeği olan şehir durumuna gelen Cenova, İtalya'yı beğenmez oldu. Haklıydı da. Yemek kültürü o kadar zenginleşti ki akşam öğününde dörtten az çeşit yemek yapan ev hanımları kınandı."Bugün sadece bir çeşit  mi tatlı var".. Düne kadar baklava nedir bilmeyen Cenova yerlisi baklavasız, kazandibisiz yaşayamaz oldu. "Şöbiyet yemediğim her günü kayıp sayarım". "şekerpare yapmasını iyi bilen bir hanım istiyorum, şöyle ağızda dağılanından"

 Yoluna son sürat devam eden Suriçi ise Gelibolu'ndakinden çok daha az bir sürtünme ile  Cebelitarık'ı geçmeyi başardı. Burada resmi bir bacak sıkıştırma vakası olmadı. Cadiz civarındaki sürtünmede birkaç meczup İspanyol sur içine atlasa da kültürel çeşitlilik bağlamında fazla bir kazanç olmadı. Sadece mevcut sarhoş sayısında bir artış yaşandı.

İstanbul artik Atlantik'teydi. Sisli sabahları, öğleden sonra apaçık gökyüzü, serin rüzgarı, mis gibi iyot kokusu. Boğazını yitiren İstanbul başka bir boğaz kazanmıştı. Lüfersiz şuradan şuraya gitmemciler dev gibi sardalyaları görünce çenelerini kapamıştı. Yıllar yılı ton, kılıçbalığı bilmeyen balıkçılar şimdi sevinçten hüngür hüngür ağlıyorlardı. Pelikan Yaşar mi? O  kadar çok balık yiyordu ki artık boz ayılar gibi sadece en yağlı kısımlarını yiyip gerisini sokak kedilerine bahşiş veriyordu. Yaşar hangi yöne gitse onu takip eden bir sokak kedisi bölüğü vardi. Sahipsiz ayılar ise balık bolluğundan en has bala burun kıvırmışlar, Balat sahilini mesken edinmişler, oltacıları haraca bağlamışlardı.

Sislerin arasindan Lusitano baş şehri yavaştan görünmeye başladı. Saramago "mırıldanan büyük bir sessizlik sadece" demiş Lizbon için. Kara Kitap'ta kendisinden cok etkilendiği belli olan Orhan Pamuk ise Lizbon ve İstanbul'un ortak duygusunun hüzün olduğunu belirtmiş, yedi tepe, yokuş ve tramvay kliselerine düşmeden. Saramago'nun en çok etkilendiği yazarlardan Garcia Marquez ise "dünyanın en büyük köyü" olarak betimlemiş güzelim şehri, bu tarifin en çok Istanbul için kullanıldığından habersiz.



İşte tarihi bir an.. İki yedi tepeli şehir birleşiyor. Oldu mu sana ondört tepe. Lizbon yokuşları  yetmezmiş gibi bir de Mahmutpasa yokuşu çıktı.  Lizbonlular göbek atıyor, Avrupa'nin en güzel kilisesi, camiisi artık onlarda.  Bundan sonra tek dertleri sabah kahvaltısında nata mı yesek yoksa börek mi olacak.. Azizim bugün akşam bar çıkışı midye dolma mı atsak yoksa bifana mı? Kumkapı'da rakı mı içelim, Barrio Alto' da caipirinha mı? Fado  dinleyerek mi hüzünlensek yoksa fasılla mı? Baharatını nereden alıyorsun? Mercadodan mı Mısır çarşısından mı? Bugün Atlantik'i Adamastor'dan mı izlesek, yoksa Sarayburnu'ndan mı? Hahha azizim herkes Berlin'i övüyor bu aralar, ondört tepeli Lizbon'u görmemişler galiba.. Bu sene paskalya ile ramazan bayramı aynı güne denk geliyormuş.. Yeni bir restoran buldum,  içli köfte yapıyorlar ama içine bacalhau koyuyorlar. Vinho verde ile lakerda mi iyi gider midye dolma mı? Çok iyi bir lahmacuncu, sericaialari da bir o kadar güzel. Ud ve kanun ile fado icraa ediyorlar. Rakının dibine vuralım bu gece. Mesai biter bu çocuk Barrio Alto'ya gider. Gel pisi pisi..Hoşt. Booozaaaa.. simitciyaaaa... Ben anlamadım, bunlarin hangisi İstanbul, hangisi Lizbon martısı… Lizbon kedileri pisi pisiden anlamaz..Bu sene Gülhane konserlerinde Müslüm Baba'nın arkasından çıkan fadocular hayatlarında bu kadar coşkulu bir seyirci kalabalığı görmediklerini söylediler.. Jiletin sizle alakası yok canım. Gülhane parkında türkü söyleyen fadocuya aslan saldırdı.. Ayılar merkadodaki balıkçıların morinalarina el koydu. Birahaneci Ramiro'da midye pilaki var mıdır? Lizbon tatlıcılar odası başkanı menemencilere ateş püskürdü. Sabah vakti menemen satışı yasaklansın! İstanbul baklavacılar odasından ateşkes çağrısı. Lizbon fareleri tarihin en zor günlerini yaşıyor! Ayy bu kürtlerden de beteri varmış ayol!  Su mozambikliler doğurup doğurup çocuklarını sokağa atıyor. Yazıyor yazıyor! Cenovalı Galatasaraylılar UEFA'ya ihtarname çekti. Lizbonlu taklıtlerimize itibar etmeyiniz. En sevdiği düşmanını boğazın öteki yanında bırakan Cimbom, Luz stadında Benfika'nin kartallarına konuk oluyor! Bir şehirde iki kartallı takım olmaz! İki askeri cunta hiç olmaz! Hangi paşayı dinleyeceğimizi şaşırdık kardeşim..Ondört tepeli şehrin yeni belediye başkanı, Sami Yen'in bire bir kopyasını yapacağını müjdeledi.  E madem öyle, karşı yaka da Fenerin stadını dikelim. Hazır köprü de var. Oldu mu sana boğaz. Kız Kulesiz boğaz mı olur deyyus! Unkapanı'nın önü Alentejo'dan gelip meşhur olmak isteyen yanık seslilerle dolup taşarken, üst katlarda Amalia Rodrigues-Zeki Müren düeti kaydediliyor.. Albüm gelecek yaza yetişecek..

Lizbon'un meshur balikci kadinlari


Lizbon kestanecileri ile İstanbul kestanecileri birbirine girdi..Kardeş kardeş geçinin diyor meyankökü serbetçisi. Biz ginjinhacilara sataşıyor muyuz? Hepimiz aynı gemideyiz..Sahleeppp… Peixeee(baliiik)… Aa kadın seyyar satıcı mi olur..Ayol bunlar kürtlerden betermiş leş gibi balik kokuyorlar. Allahu ekber…. Allahuuuu ekberrr! Sekiz yüzyıl sonra müslümanlar  tekrar Tejo'ya bakarak abdestini alıyor.. Alfama sana İslam ne de yakışıyor… Kediler ise ondan da çok yakışıyor.. Artık Sao Crispim merdivenlerinde sadece bir köpek yok.. Onlarcası mahallesini kolluyor.. Buradan tek bir Mozambikli geçemez..Raimundo Silva şaşırmış durumda… İstanbul köpekleri de amma besili! Ey köpeklerin tanrısı! Daha önce nerelerdeydin..

                                                              São Crispim merdivenleri
 "Alabros mu yapıyoruz yine? Kulak killarini da yakalim mi? Çay mı içersin abicim, bagaço mu? Belenenses Karagümrük maçı ne olur?" Çattt! Çırağın ensesinde bir şaplak patlar. "Bir daha sokma su A Bola paçavrasını bu dükkana! Beşiktaş düşmanı bunlar. Dükkanın önünde küfesiyle hamal geçer.. "Lizbona geleli bunların işleri iyice açıldı. Burada İstanbul'un beş misli küfelik sarhoş var. Üstelik öglen olmadan hepsi yere seriliyor. Akşama da bizim türkleri taşıyorlar.. Oh ne ala. Milletin kazancında gözümüz yok tabii. Ama devir hamalların devri" 

Kufelik olan bir Istanbul sarhosu







devam edecek...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Balıkesir Lezzet Turu 2: Ayvalık

Lezzet turumuzun ikici etabında Ayvalık var. Ayvalık'a varınca sorulacak ilk soru: Ayvalık tostu nerede yenir? Cevap ise basittir. Tansaş'ın yanında dizili olan tostçuların hepsi. Fakat arasında biri var ki ekmeği, malzemesi ve yapılış şekli hepsinden üstün, Mesut Büfe. Bir adet karışık Ayvalık tostu ve Tanık marka ayranıyla lezzet turunuza başlayabilirsiniz.


Eğer perşembe günü Ayvalık'a uğrarsanız pazarına denk gelebilirsiniz. Körfezin en renkli pazarı burada kurulur. Pazar için taa Midilli'den her hafta yüzlerce Yunanistan vatandaşı adaya akar.



Pazarda meşhur pembe domates, arapsaçı, radika gibi ege otları, dolma yapmak için kabak çiçeği ve en doğalından sepet peynirlerini alabilirsiniz. Eğer sabah geldiyseniz kabak çiçeklerini ağzı kapanmadan alıp, Güler Tatlıhanesi'nden lor böreğini yiyerek keyfinize keyif katabilirsiniz.



Benim gibi pazara geç uğrarsanız lorlu börek çoktan bitmiş olur. Sakın üzülmeyin, tatlıhanenin diğer spesiyelleri ise damla sakızı dondurmas…

İstanbul Hamam Rehberi 5: Beyoğlu Hamamları

Hamam turumuza Beyoğlu hamamlarıyla devam ediyoruz. İlk hamamımız Galatasaray Hamamı'nın 100 metre ilerisinde bulunan Çukurcuma semtindeki Ağa Hamamı.  Burası Beyoğlu'nun en çok tutulan hamamlarından. Hamam, sizi giriş kısmında güzel fıskiyeli bir havuzla karşılıyor.



Ama hamamın en büyük özelliği bu değildi. Zamanında burası İstanbul'un 24 saat açık bulunan yegane hamamıydı. Eskiden beri eğlence mekanı olan Beyoğlu'nda gecelemek isteyenler, evine gidemeyenler veya gitmek istemeyen çapkınlar (ünlüler de dahil) ve hatta sarhoşlar bu hamama gelip uyurlarmış. Fakat artık maalesef bu gelenek devam etmiyor. Ayrıca son dönemlerde çok popüler olan "hamamda kına gecesi" eğlencesinin de Galatasaray Hamamı'yla birlikte en çok tercih edilen hamamıdır. 2014 güncel fiyatlar: Giriş 40 tl, Kese ve masaj 5'er tl'dir. Yağ masajı ise 35 tl.


Yıllar sonra gelen edit: Bu hamamın şu sıralar unisex hamam olarak da hizmet veriyor. Ama sadece yabancılara. Yönetici Hüseyin …

İstanbul Hamam Rehberi 3: Unisex Hamamlar

Yeni jenerasyonun hamamdan kopmasının en büyük etkeni de hamamdaki cinsiyet ayrımı (ikincisi ise turistikleşen hamamların fiyatlarının uçuk boyutlara ulaşması olsa gerek). Grup halinde hamama gitseniz bile ikiye bölünmek zorunda kalıyorsunuz. Tabi otellerde gıcır gıcır hamamlarda böyle bir ayrım yok. Fakat buraların hem fiyatları uçuk hem de tarihi dokuyu otelin içinde canlandırma çabaları, hamam severleri pek de tatmin etmiyor. İstanbul'da orijinal olarak inşa edilmiş üç adet unisex hamam var.

Birincisi Süleymaniye Cami'sinin hemen yanında bulunan şatafatlı Mimar Sinan yapısı (1557'de yapılmış) olan "Süleymaniye Hamamı". Ama bu unisex hamamın bir kriteri var. Türkler tek başlarına hamama giremiyor (internet sitesi bile Almanca, İngiliz ve İspanyolca, Türkçe yok). Bu yüzden turist arkadaşlarınızla beraber hamama girebiliyorsunuz. Bu saçmasapan kuralı suistimal edenleri (yabancılara benzeyen sarı saçlı arkadaşınızı alıp hamama girmek) engellemek için yabancılard…